Skip to main content
Tag

çatışma

Zorunlu Göç ve Kadınlar: Diyarbakır Örneği – Dikasum Koordinatörü

Yazar: Özel Sayı | 2008 No Comments

1990’lı yıllarda güvenlik güçleri ile PKK arasındaki “düşük yoğunluklu savaş” 1,2-3 milyon arasında kişinin zorunlu olarak yerinden edilmesiyle sonuçlandı. Çok ciddi insan hakları ihlallerinin yaşandığı bu dönemin geride bıraktığı sorunları çözme yönünde, son birkaç yıldır askıya alınan “demokratikleşme süreci”nde birtakım adımlar atılmış olsa da, Kürt sorununun kalbinde yatan bu meseleye kalıcı, adil, eşitlikçi ve demokratik bir çözüm oluşturmanın hâlâ çok uzağında olduğumuz ortada.

Bununla birlikte yakın dönemde K. Irak’a askeri operasyon ihtimalinin gündeme gelmesi, “terörle mücadele söylemi” altında, aslında kozmetik olan ama ileriye dönük olarak umut veren reform sürecinin kızağa çekilmesi ve hatta tersyüz edilmesi, son derece kaygı verici gelişmeler olarak kaydedilebilir. OHAL’i yeniden hatırlatırcasına Siirt, Şırnak ve Hakkari’nin “Özel Güvenlik Bölgesi” ilan edilmesi, köy korucularının sayısının 30 binden 40 bine çıkartılması ve ek haklar getirilerek özendirilmesi, şehit cenazeleri üzerinden operasyona zemin hazırlanması ve etnik ayrımcılığın toplumsal olarak kışkırtılması maalesef verilebilecek sayısız örnekten birkaçını oluşturuyor.

Biz de zorunlu göç ve çatışma süreçlerinin kadınları nasıl mağdur ettiğini tartışmaya açmak üzere DİKASUM (Diyarbakır Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi) koordinatörü Handan Coşkun ile aralık ayında yaptığımız ve mayıs ayında internet üzerinden güncellediğimiz söyleşiyi sayfalarımıza taşıyoruz. DİKASUM, Diyarbakır Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren ve kadınların bu süreç içinde ortaya çıkan gereksinimlerine ve taleplerine yanıt oluşturmaya çalışan bir kadın kuruluşu. Bu söyleşiden de çıkarsanabileceği gibi, zorunlu göç sürecinin geride bıraktığı yaralar henüz bu kadar tazeyken, son dönemde yaşanan kaygı verici gelişmelerin bu kez ciddi bir kırılmaya yol açacağı gerçeğinden hareketle barışa kadınlar olarak sahip çıkmamızın daha da önem kazandığı söylenebilir.

Devamını Okuyun

İnsan Hakları ve Egemenlik Sarkacında Türkiye’de Yerinden Edilme ve Toplumsal Cinsiyet*

Yazar: Özel Sayı | 2008 No Comments

Yerinden edilme/zorunlu göçün, kadınlar ve erkekler için farklı deneyimleri ifade ettiği söylenebilir. Özellikle çatışmalardan kaynaklı zorunlu göç vakalarında kadınlar -sosyoekonomik olarak daha da güçsüzleşmenin yanı sıra- hukuk ve düzenin yerle bir olması nedeniyle daha fazla cinsel şiddete maruz kalma ihtimali ile karşı karşıyadır. Bu nedenle çatışmalardan kaynaklı zorunlu göç sürecinde yaşanan hak ihlallerinin tazminine ilişkin hukuki mekanizmaların ve sosyoekonomik yapının yeniden tesisini amaçlayan hükümet politikalarının toplumsal cinsiyet bileşenini dikkate alması gerekmektedir. Bu makale çerçevesinde, Türkiye’de ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı bölgelerde özellikle 1990’lı yıllarda meydana gelen zorunlu göç süreçlerine ilişkin olarak 2001 sonrasında hükümet tarafından geliştirilen yasal ve idari mekanizmalar, toplumsal cinsiyet perspektifinden ele alınmaktadır. Ülke içinde yerinden edilme ile ilgili mevzuatın oluşumuna kaynaklık eden tarihsel arka plan değerlendirilmekte, feminist hukuk metodolojileri ekseninde Türkiye’deki yasal ve idari mekanizmaların, toplumsal cinsiyet adaletini sağlama potansiyeli tartışılmaktadır.

Devamını Okuyun

İnsan Hakları ve Egemenlik Sarkacında Türkiye’de Yerinden Edilme ve Toplumsal Cinsiyet*

Yazar: Sayı 04 | Ekim 2007 No Comments

Yerinden edilme/zorunlu göçün, kadınlar ve erkekler için farklı deneyimleri ifade ettiği söylenebilir. Özellikle çatışmalardan kaynaklı zorunlu göç vakalarında kadınlar -sosyoekonomik olarak daha da güçsüzleşmenin yanı sıra- hukuk ve düzenin yerle bir olması nedeniyle daha fazla cinsel şiddete maruz kalma ihtimali ile karşı karşıyadır. Bu nedenle çatışmalardan kaynaklı zorunlu göç sürecinde yaşanan hak ihlallerinin tazminine ilişkin hukuki mekanizmaların ve sosyoekonomik yapının yeniden tesisini amaçlayan hükümet politikalarının toplumsal cinsiyet bileşenini dikkate alması gerekmektedir. Bu makale çerçevesinde, Türkiye’de ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı bölgelerde özellikle 1990’lı yıllarda meydana gelen zorunlu göç süreçlerine ilişkin olarak 2001 sonrasında hükümet tarafından geliştirilen yasal ve idari mekanizmalar, toplumsal cinsiyet perspektifinden ele alınmaktadır. Ülke içinde yerinden edilme ile ilgili mevzuatın oluşumuna kaynaklık eden tarihsel arka plan değerlendirilmekte, feminist hukuk metodolojileri ekseninde Türkiye’deki yasal ve idari mekanizmaların, toplumsal cinsiyet adaletini sağlama potansiyeli tartışılmaktadır. 

Devamını Okuyun

Savaş, Kadınlar ve Feminist Analiz: Son Kitabı From Where We Stand Üzerine

Yazar: Sayı 04 | Ekim 2007 No Comments

Cynthia Cockburn geçtiğimiz aylarda, From Where We Stand: War, Women’s Activism & Feminist Analysis başlıklı son kitabını yayımladı. Metis Yayınları tarafından Türkçeye de çevrilmekte olan kitap, dünyanın çeşitli yerlerinde çatışma bölgelerinde yaşayan ya da bu bölgelerdeki kadınlara destek veren diğer kadınların savaş karşıtı eylemleri üzerine yoğunlaşıyor. Kitabının ilk bölümünde aktivist kadınlarla yapılan görüşmelerden oldukça zengin metinler sunan Cynthia Cockburn, ikinci bölümde bu görüşmelere dayanarak kadınların aktivizmlerinin politik ve teorik çerçevesini aktarıyor. Örgütlenme modellerinin yanı sıra, milliyetçilik, militarizm ve pasifizm gibi dünyanın hemen her yerinde kadın hareketlerinin tartıştığı temel konularda görüşme yaptığı kadın gruplarının duruşlarını anlatıyor. Tüm bu tartışmalar, Türkiye kadın hareketi açısından da önemli bir yerde duruyor.

Cynthia Cockburn’le yeni çıkan kitabı vesilesiyle, kadın hareketi açısından oldukça çetrefilli olan bu konular bağlamında, internet üzerinden yaptığımız söyleşiyi aşağıda yayımlıyoruz.

Devamını Okuyun

Çatışma Sonrası Zorunlu Seks İşçiliği Bir Savaş Suçu mudur?

Yazar: Sayı 03 | Haziran 2007 No Comments

Birleşmiş Milletler idaresindeki Kosova’da ve Bosna-Hersek serbest ticaret bölgesinde çalışan çeşitli kesimlerden feministler ve insan hakları savunucuları, güvenliği ve insan haklarını temin etmek üzere bölgede bulunan Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerinin ve insani yardım çalışanlarının iyiden iyiye bulaştığı zorunlu seks işçiliği ve kadın ticaretindeki patlamayı endişe verici buluyor. Karin Jurschick’in yönettiği Barış Gücü ve Kadınlar isimli yakın tarihli ve çarpıcı belgesel, karmaşık bir çelişkiye değiniyor: insan haklarının uygulanmasıyla, kadının insan hakları ihlallerinin mümkün hale gelmesi.
Bu çalışmada, filmden, devlete ve sivil toplum kuruluşlarına ait çeşitli kaynaklardan ve seks işçileri üzerine yapılmış akademik çalışmalardan yararlanarak, küreselleşen ekonomide seks işçiliği yapan çok sayıda kadının yanı sıra, durumun bu derece muğlak olmasının, dünya halklarının siyasi ve ekonomik olarak örgütlenebileceği yolları baştan sona yeniden tasarlamaya niçin ihtiyacımız olduğunu net bir biçimde açıkladığını öne sürüyorum. Kadının insan haklarının, kurulmuş veya oluşma aşamasındaki siyasi iktidar ve küresel ekonomik bütünleşme modellerinden herhangi biriyle bağdaşıp bağdaşmadığını sorgulamalıyız. Kadınların cinsel haklarını tanımanın ve kurumsal olarak korumanın toplumsal, politik ve ekonomik sonuçlarının neler olabileceğini araştırmalıyız.

Devamını Okuyun

Kıbrıslı Kadınlar Arasında: Görünmeyeni Ortaya Çıkarmak ve Görünenle Bağlantısını Kurmak

Yazar: Sayı 01 | 2006 No Comments

Maria Hadjipavlou, milli davanın her türlü davanın önünde geçtiği çatışma toplumlarında, kadın meselesinin ve kadınların genellikle sessizleştirildiğini vurgular. Çalışmasında, koordinatörlüğünü yürüttüğü 11 aylık bir projeye dayanarak Kıbrıslı kadınların yaşamlarını ve arzularını yansıtmakta ve bunları çözümlemeye yönelmektedir. Yazar, bu projenin çeşitli safhalarına sadece kadınların dahil edildiğini ve bu yöndeki tercihin yöntemsel, kişisel ve politik amaçlar doğrultusunda şekillendiğini belirtir: Yöntemsel amaç bilgi üretmek, kişisel amaç kadınlar arasında güçlenmek ve bağlantı kurmak, politik amaç ise kadınların seslerinin ve ihtiyaçlarının karmaşıklığını açığa çıkarmaktır. Makale ayrıca, farklı cemaatlerden –Rum, Türk, Marunî, Ermeni ve Latin- kadınların arzularındaki benzerliklere ve ayrıntılara ışık tuttuğu gibi bazı büyük temaları ve çelişkileri de tartışmaya açar. Yazar, son bölümde, kadınların seslerine ve deneyimlerine dayanarak, uygulanabilecek bazı politikalara dair önerilerde de bulunur.

Devamını Okuyun